Emre Aköz’ün Sabah gazetesinde bugün yayımlanan yazısına geçmeden önce. Bir kaç kelime söylemek istiyorum.(dedim ama bir kaç paragraf oldu) Kendisi cumhurbaşkanı seçildiğinde sevinmiştim daha önceki konuşmalarını dinlediğimden iyi bir lider olarak geldi bana. Bir süre gayet iyi götürdü ardından birşeyler oldu ve hükümetle kapışmaya başladı anayasa atma olayı ekonomik kriz, kavgalar, kıyamet kopmuş gibiydi.
Ecevit hükümetinin sonu kesinlikle normal değildir, bu dönemde yaşananlar iyice incelenmeli birileri Irak Savaşından önce Ecevit hükümetini bitirdi. AKP geldi yine o birilerinin umudu tam amerikancı bir politika izlemesiydi ama tezkere geçmedi ve bu sefer aynı oyun AKP hükümetine karşı oynanmaya başladı. İçlerinde amerikaya sık sık giden bazı isimlerin de bunda payı olduğunu düşünüyorum. İçten ve dıştan yoğun bir baskı yaratılmaya çalışılıyor.
1 Mayıs işçi bayramıydı, babam da işçi emeklisi. Hükümetin taksime çıkılmasına izin vermemesi güvenlikten dolayı değil mi? Adamlar korkuyordu yoksa inatlaşma derdinde değiller. Ne gerek var bu gerginliğe? Kim ne kazandı?
Şimdi birileri geliyor vatanı koruma adına teşkilatlar kuruyor, darbe planları yapılıyor, bazı devlet kurumlarına saldırı yapılıp şunlar bunlar yaptı deniliyor. Toplum geriliyor ve bizim bunu yapanların bir grup çete olduğunu düşünmemiz bekleniyor. OLDU…
Siz geçmiş darbelerin ordu tarafından yapıldığını mı sanıyorsunuz? Sokakta gençleri birbirlerine kırdıranlarla suda falan gizli görüşmeler yapanlar aynı olmasın?


Ahmet Necdet Sezer, DİSK’i niye sever?
Gündem değişti, Nokta dergisinin geçen yıl yayınladığı ‘Darbe Günlükleri’ arka plana itildi. Halbuki “Bunlar iftiradır, hakarettir” diyenler davayı kaybettiğine göre artık gönül rahatlığıyla ‘Günlükler’den söz edebiliriz. Etmeliyiz de! Tekrar tekrar okumalıyız.
‘Günlükler’ bize 2003-2004 dönemi kuvvet komutanlarının, darbe hazırlığı yaptıklarını, buna ‘ Sarıkız’ kod adını verdiklerini ama Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün bunu engellediğini gösteriyor.
Dönemin Hükümeti ve AKP ileri gelenleri de olaydan haberli: Mayıs 2006′da Mısır’da Dünya Ekonomik Forumu toplantısı var… Başbakan Erdoğan, bazı bakanlar ve partililer orada… Danıştay saldırısı daha yeni yapılmış… Sohbetlerde saldırının ‘ Sarıkız’ın bir parçası olduğu söyleniyor… ( Hasan Cemal, 14 Mart 2007, Milliyet )

Yine ‘Darbe Günlükleri’nden öğrendiğimize göre ‘Sarıkız’ çıkmaza girince, darbe heveslisi komutanlar içinde en şahini olan Org. Şener Eruygur (Jandarma) ‘Ayışığı’ kod adlı başka bir hazırlık yapıyor.
Soralım: AKP’lilerin bildiği ‘Sarıkız’dan, en azından MİT’ten sürekli bilgi alan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in haberdar olmaması mümkün mü? Hayır.
Ama Danıştay saldırısı karşısında Sezer, “Bu saldırı laik cumhuriyete karşıdır” diye açıklama yapıyor.
2004′te darbecilerle masaya oturup pazarlık yapan gazeteciler, ” Bu saldırı Türkiye’nin ‘ 11 Eylül’üdür ” diye uydurma yazılar kaleme alıyor.
Sonuç: Saldırıda ölen Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in cenazesine katılan kalabalıklar, iktidarı yuhalıyor.
Ardından bir yıl geçiyor. Mayıs 2007′de yeni cumhurbaşkanı seçilecek. Cumhuriyet mitingleri dediğimiz gösteriler başlıyor.
Bu mitingleri düzenleyenler, ‘ sivil toplum kuruluşu’ kisvesi altındaki ” sivil devlet kuruluşları “. Öne çıkan kuruluş da Atatürkçü Düşünce Derneği.
Peki, bu derneğin başkanı kim? Artık emekli bulunan Şener Eruygur !
Mitinglerin nasıl finanse edildiği merak edilirken ortaya bir belge çıkıyor: Meğer ADD’ye para verenlerden biri de, 10′uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’miş. Sezer eski parayla 225 milyar akıtmış bu derneğe.
‘Kanun dışı’ bir hareket değil bu elbette. Çünkü ADD, 1993 yılında Bakanlar Kurulu’nun kararıyla ” Kamu Yararına Çalışan Dernek ” statüsü kazanmış durumda.
Ama öte yandan baktığınızda hükümeti yıpratmak amacıyla mitingler düzenleyen, başkanlığını da darbe heveslisi generalin yaptığı bir dernek.
Kendisine ayrılan ödenekten tasarruf yapmakla övünen bir cumhurbaşkanının, böyle bir derneğe para kaydırmasının ne derece ‘etik’e uygun olduğu tartışılır elbette.
Gelelim bugüne… Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ( DİSK ), ” provokasyon olabilir, gelin mitingi başka yerde yapın ” denmesine rağmen, ” 1 Mayıs’ta ille de Taksim’e çıkacağım ” diye bastırdı.
Sonunda sendikacılar ve onlara takılan marjinal örgütlerin militanları, Emniyet ile karşı karşıya geldi.
Gaz bombaları, cop, tekme, renkli su derken ortaya çok kötü bir manzara çıktı.
İşte bu ortamda DİSK Başkanı Süleyman Çelebi’yi ” tebrik etmek ” için arayanlardan biri de Ahmet Necdet Sezer’di.
1 Mayıs 2000′de Sezer, Süleyman Demirel’in yerine cumhurbaşkanı seçilme aşamasındaydı.
DİSK ve diğer sendikalar ise 1999′da olduğu gibi o yıl da sakin, olgun, neşeli bir şekilde 1 Mayıs bayramını Abide-i Hürriyet’te ( Şişli ) kutluyordu.
Özetle: Kimse bana bu hikâyenin, tesadüflerden ibaret olduğunu söylemesin!”

Ceyhun ALYEŞİL
www.gmstower.com


  • Istatistik
  • Benzer Yazılar
  • Tüm Etiketler
  • Gözüme Takılanlar

Bu yazı toplamda 165, bugün 0 defa görüntülenmiş.
En son 20 Jul 2008 tarihinde okunmuş.


 



Yorumlar

  1. 1
    pardus007
    10 May, 2008 saat: 00:05

    1 Mayıs günü benimde mecidiyeköy-taksim arasındaki bir hastanede işim vardı. öğleden önce okuldayken radyodan durum nedir diye haberleri dinliyordum. Yorum biraz geciktiği için tam olarak hangi sendika başkanıydı bilmiyorum yanılmıyorsam DİSK başkanı hükümetin kendilerine Taksim’de izin vermeme sebebi olarak şunu diyordu; Hükümet taksimde bizim işçilerin haklarını savunacağımızdan ve işçilerin durumunu anlatacak olmamızdan rahatsız bu yüzden izin vermiyor diye.
    Sanki başka meydanda bunları bşka yerlerde değişik şekilllerde vatandaşa aktarmak mümkün değil bir taksimde mümkünmüş gibi konuşuyor adam.
    Neticede öğleden sonra gittim. Pek çok yol kapalı toplu taşıma araçları ve özel araçlar bazı güzergahları kullanamıyordu. Ortalık polis cennetine dönmüştü. Ama benim gittiği saatlerde tek bir olay falan olmadı. Herşey öğlene kadar olup bitmiş galiba…Bir tane sokakta parçalanmış kaldırım taşlarını gördüm. Kaldırımlara baktım nerden sökülmüş diye ama kaldırımlarda bir eksik yok gibiydi. Adamın kafasına gelse o taş… düşünmek bile istemiyorum.

    Bu arada Emre Aköz’ün konuyla ilgili diğer sözleri

Yorum yapin

Yorum yapmadan abone ol


blank