Deniz Baykal Dimyat’a giderken…

Sınav haftalarında olduğum için kısa tutacağım.  Gündemi takip ediyorsanız CHP nin sağ kesime olan göz kırpmalarını abartılı bir şekilde görüyorsunuzdur. Bu ülkede laikliği en sıkı şekilde savunan ya da laikliği savunma bahanesi ile olayları kendi lehine çevirmeye çalışıp rakibini bu yolla yıpratmaya çalışan bir partinin genel başkanını bırakın başı kapalı olanları (türbanlı ya da başörtülüleri) kara çarşaflı kadınlara bile CHP rozetini takarken görüyoruz.  İnsanın başımıza taş yağacak dediği ve de şöyle çok yakın bir geçmişi (uzak geçmişte olur) hatırlayınca “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dediği görüntüler…

Aslında bence durmu tanımlayan yukarıdaki atasözü değil. Ben bu görüntüleri görünce alt yazı olarak şu atasözü geçiyor sürekli. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak!”

Ne diyyim inşallah samimidirler. Zaman kaybından başka bir şey olmayan kılık kıyafet tartışmalarını yaşamayız.  Ama tüm bunların bir şovdan ibaret olduğunu düşündüğüm için çok da umutlu değilim.

Sen şimdiye dek İktidardaki partinin çözüm diye sunduklarını beğenme, bu beğenmediğiklerine karşı çözüm önereceğine çözümsüzlüğü savunmaya devam et, sonrada yerel seçimler yaklaşırken “ne olursan ol bize oy ver” edebiyatını kullan… Buna firavun imanı diyorlar ve malesef kabul edilmiyor.

(4 Şubat 2009) İşte “çarşaf açılımının” geldiği son nokta. Çarşaflılar rozetleri taktıkları gibi çıkardılar. Olayın tamamen menfeaat ilişkisi üzerine kurulu olduğu açıklamalardan net bir şekilde anlaşılıyor. Yaşasın yeni Kur’an Kursu açılımı.