Ramazan biterken – Pilav ile yoğurt

“Bu ramazan ne çabuk geçti anlamadım.” “Sanki daha dün başladı, bugünde bitti” “Bu ramazanda çabucak geçiverdi”… Bu ve bunlara benzer sözleri her ramazan sonunda defalarca kez duymuşumdur. Sayılı günler çabuk geçer derler ya Ramazanda işte öyle çarçabuk geçiverdi bu yılda.

Ramazan ayını ayrıcalıklı kılan birazda bu kısa süresi. Yılın sadece bir ayı. Tersi olsaydı ramazanın pek bir anlamı olmazdı herhalde. Ramazan ayı 11 aydaki alışkanlıklarımızın çoğunun değiştiği bir ay. Yemek düzenimizden çalışma düzenimize dek pek çok şey değişiyor. Özellikle iftara yetişebilmek için yapılan tatlı koşuşturmalarında -aslında o an için sıkıntı veriyor gibi olsada- ayrı bir yeri var. Başka hangi ayda akşam yemeğine yetişmek için bu kadar zahmete girersiniz. Ya da başka hangi ay hep beraber yemek yemeye başlarsınız.

Her yıl daha da çabuk geçtiğini sandığımız ramazanda ne yazıkki önceki yılların ramazanlarını özleriz. Belkide o eski ramazanların tadını alamadığımız için Ramazan bu kadar çabuk geçiyormuş gibi geliyor. Ama bir kaç yıl sonra “Ne zaman bitecek bu Ramazan” cümlelerini duyacağımıda tahmin ediyorum. Çünkü günler daha da uzayacak, sıcaklar artacak. Hoş ekvator yakın yerlerde hep bu şekilde tutuluyor oruç ama bu onların çalışma düzenlerinede yansımış. Bizdede aynı durum olabilir. İşyerleri daha erken açılabilir ya da gece çalışmaları artabilir gibime geliyor.

Yoğurt ile pilav

Daha çocuktum, ufacıktım. Ramazanda annemlere benide sahura kaldırın der dururdum. Annem sen tutamazsın desede ben tutarım diye ısrar ediyordum. Ne bileyim merak ediyordum: Gece kalkmak yemek yemek… akşam sofraya herkes gibi oruçlu bir şekilde oturup iftar yapmak. Belkide beni çeken Annemin yaptığı çılbırdı.

En sonunda annem beni kaldırdı sahura. Okullar tatildi. İkindiye doğruda evde kimsecikler yoktu. Evdeki sessizliği bozan bir şey varsa o da karnımın gurultusuydu. Artık dayanamıyordum. Mutfağa girdim ve buzdolabını açtım. Karşımda hazır vaziyette bekleyen iki tabak. Birinde pilay diğerinde yoğurt. Biraz baktıktan sonra dolabın kapağını kapattım. Sonra kendimi oyalamak için sağa sola gidip durdum. Sonra nasıl oldu bilmiyorum yol yine buzdolabının yanına çıktı. Evde kimse varmı diye kulak kabarttım. Ancak o malum sesten başka ses yoktu.

Sessizce bir kaşık aldım dolabın kapağını açtım ve dolabın içindeyken yoğurtla pilavı birbirine karıştırdım. Hemen tabağı silip süpürdüm ve suç delillerini yok ettim. Kalbim heyecandan öyle bir atıyorduki anlatamam. Sonra hiç bir şey olmamış gibi iftarı beklemeye devam ettim. Kimse şüphelenmemişti. Yıllarca (en az 10 yıl) kimse bilmedi bu yaptığımı. Şimdi ise her anlattığımda beni ve diğer insanları güldüren bir anı olarak kaldı bunlar.

Küçüklüğümde o kadar çok şey hatırlamam ancak bunlar hafızamda çok net bir şekilde (dvd kalitesinde :) kalmış. Hele dolabın kapağını açtığım anı ve o andaki kalp atışlarımı her pilavla yoğurdu karıştırarak yediğimde hatırlarım. Çoğu kişi pilavla yoğurdu karıştırarak yemenin zevkini bilmiyordur herhalde. Deneyin siz de mutlaka beğenirsiniz.

Şöyle bir şiirle bitirelim;

Bugün arife! gidiyorsun…
Bir daha görebilir miyiz senin günlerini?
O tatlı sahur heyecanı kalplerimizi coştururmu bir daha?
İftarlarla ilahi huzura aç yürekler doyarmı?
Gidiyorsun… geleceksin elbet…
Görebilecekmiyiz peki seni?

Bayram için ayrıca bir yazım olacak ancak her ihtimale karşı şimdiden “İyi bayramlar dilerim” .

Benzer Yazılar